Tabiatı ve Biyoçeşitliliği “Korumama” Yasası Dünya Çevre Gününde Çevre Komisyonu’nda görüşülecek.

BASIN AÇIKLAMASI

4 Haziran 2012

Tabiat Kanunu İzleme Girişimi

 

TÜRKİYE DOĞASININ SIRTINDAKİ BIÇAK

 

İLK MİLLİ PARKIMIZIN İLANIYLA (1958) BAŞLAYAN KORUMA POLİTİKASI ÇEVRE KOMİSYONU ELİYLE RAFA KALDIRILIYOR!

 

Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’nın ilk 14 maddesi TBMM Çevre Komisyonu’nun 31 Mayıs 2012 tarihli toplantısında bir günde görüşülerek onaylandı. Tasarı, ilgili Bakanlarınasıl şimdi doğayı koruyacağızyönündeki açıklamaları ve ülkemizin AB uyum sürecinin çağdaş beklentilerinin aksine, 1958’den bu yana edinilmiş tüm kazanımları yok ediyor. Yasa Tasarısının 6. Maddesi tüm korunan alanların sınırlarının değiştirebilmesine, daha kötüsü tümüyle kaldırılmasına olanak veriyor. Ayrıca hemen seçim öncesi  (24. Yasama Dönemi) TBMM Çevre Komisyonu tarafından kabul edilen tasarıda bilimsel çevrelerin, ilgili kamu kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve koruma alanlarında ve çevresinde yaşayanların karar süreclerine dahil olması için öngörülen ulusal ve yerel kurulların tümünü tasarıdan çıkarıyor ve katılımcılık yönünden ülkemizi 30 yıl önce hazırlanan yasaların daha da gerisine götürüyor.

 

Bu Tasarı’yla doğal zenginlik açısından öne çıkmış ve tüm dünya ile paralel koruma altına alınmış milli parklarımız, doğal sitlerimiz, yaban hayatı koruma sahalarımız, uluslararası öneme sahip sulak alanlarımız yıllar önce ilan edilmiş olsalar bile yatırımcıların arazi edinme ve işletme taleplerine karşılık elden çıkarılabilecek. Öte yandan, bilim insanları, uzmanlar, sivil toplum kuruluşları veya yöre haklı bundan böyle herhangi bir alanın koruma altına alınması sürecinde söz sahibi olamayacaklar.

5 Haziran 2012 tarihli TBMM Çevre Komisyonu toplantısında geriye kalan hükümlerinin karara bağlanması ve Tasarı’nın yasama dönemi kapanmadan Genel Kurul’da oylanarak yasalaşması bekleniyor. Tasarı’da geçen ve net bir tanımı yapılmadığı için suistimale açık olan “üstün kamu yararı” ifadesi nedeniyle korunan alanlar madencilik, enerji, sanayi, tarım, turizm gibi yatırımlara adeta adres gösteriliyor. Bu yüzden nükleer, HES, baraj, altın madeni, konut yatırımcılarının gözü Çevre Komisyonu’nda. Geçmişte komisyonun tartışma sürecine katılıp öneri ve itirazlarını bildirme fırsatı yakalayan sivil toplum kuruluşları bu kez gelişmeleri TBMM internet sitesinden izlemek zorunda bırakıldı.

74 sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu Tabiat Kanunu İzleme Girişimi olarak; sürecin demokratik, çağdaş ve katılımcı yaklaşımdan uzak; kapalı kapılar ardında yürütülmesini ve Tasarı’yla ülkemizin geleceği için bu derece kritik kararların uluslararası imza attığımız sözleşmelerin ve elde ettiğimiz ulusal birikim ve kapasitenin hiçe sayılmasını kınıyoruz. Ayrıca tüm ülkelerin en üst düzeyde katılımıyla 20-22 Haziran 2012 tarihlerinde Brezilya’da yapılacak Rio+20 Toplantısında dünyamızın korunması için ülke olarak neler yaptığımıza dair söylenecek tüm sözlerin gerçeği yansıtmayacağını, doğal değerleriyle öne çıkan ülkemizin büyük bir yıkım altında olduğunu kamuoyuna açıklıyor, Komisyon toplantısının 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne rastlamasının kamuoyunu yanıltmayı hedeflediğine inanıyor ve bu yöndeki karşı duruşa katılıma çağırıyoruz.

Tabiat Kanunu İzleme Girişimi

Ayrıntılı bilgi için:

Hüsrev Özkara

Tel : (0 533) 394 47 11

E-posta: tabiatkanunu@gmail.com

https://tabiatkanunu.wordpress.com

Ek Bilgiler:

 

  • 26 Ekim 2010 tarihinde TBMM Çevre Komisyonu’na sevk edilen Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı, 16 Mart 2011 tarihinde yapılan Komisyon toplantısında kabul edilmişti.
  • Komisyon çalışmalarına 74 sivil toplum kuruluşunu temsilen katılan Tabiat Kanunu İzleme Girişimi’nin ve katılımcı diğer sivil toplum örgütlerinin çabalarıyla doğa koruma lehine bazı iyileştirmeler yapılmış olmakla beraber, kabul edilmiş olan Tasarı’nın amacı ve ruhunun korumadan çok kullanıma yönelik olması, önerilen ulusal ve mahalli koruma kurullarındaki kamu temsilinin ağırlığı, üstün kamu yararı kavramının korunan alanlardaki yatırım girişimlerinin önünü açacak şekilde maddelendirilmesi ve doğal sit statüsünün kaldırılarak bu alanların statüsünün belirsiz bırakılması gibi düzenlemeler Tasarı’nın başlıca kaygı verici yönleri olarak kalmıştı.
  • Tabiat Kanunu İzleme Girişimi 18 Mart 2011 tarihinde bu kaygıları “Türkiye’nin Doğası Bıçak Sırtında” başlıklı basın duyuru yoluyla kamuoyu ile paylaşmış, TBMM Genel Kurulu’na gönderilmesi beklenen Tasarı, hukuki çerçevede kadük ilan edilmişti.
  • 31 Mayıs 2012 tarihinde TBMM Çevre Komisyon’unda görüşülmeye başlanan mevcut tasarıda endişe verici pekçok madde yer almaktadır. Örneğin:
  • Tasarı’nın 6.maddesinin 1.bendinde gerçek veya tüzel kişilerin önerileri ile daha önce belirlenmiş ve ilan edilmiş korunan alanların sınırlarının değiştirilebileceği, kısmen veya tamamen farklı statü kapsamına alınabileceği veya koruma kararlarının kaldırılabileceği belirtilmiştir. Ülkemizdeki korunan alanların sayısı ve yüzey alanları zaten birçok Avrupa ülkesinin ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerle kabul edilen hedeflerin çok gerisindedir. Ülke yüzölçümünün yaklaşık %4-5’i civarında olan korunan alanlarımızın sayısının daha da artırılması gerekirken bu madde ile var olanların da “korumasız” kalmasına imkân verilmiş olacaktır. Taraf olduğumuz uluslar arası sözleşmeler (BM Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, Ramsar Sözleşmesi gibi) ve AB yaklaşımı dikkate alındığında Türkiye’nin zaten yeni korunan alanlar ilan etmesi (en az %15) ve bunları daha etkili bir şekilde koruması gerekirken, “yeniden değerlendirme” adı altında mevcut korunan alanlarımız dahi koruma güvencesinden mahrum kalabilecektir.
  • Tasarı’nın 8. Maddesinde yer alan üstün kamu yararı ifadesi son derece muğlâk ve suistimale açıktır. Üstün kamu yararı adı altında doğal alanlara zarar verebilecek birçok yatırımın önü bu madde ile açılmaktadır. Üstün kamu yararı, bilimsel ve hukuki değerlendirme ile yargılama sonucunda ulaşılacak bir netice olduğundan; yasa metniyle “üstün kamu yararı nitelemesi yapılması” evrensel idare hukuki ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Halk sağlığı ve milli güvenlik gibi kritik konular “üstün kamu yararı” gerekçesi olarak kabul edilebilir. Ancak, 8. Maddenin 4. bendinde çevreye yarar diye son derece muğlak ve suistimale açık bir ifade kullanılmıştır. “Çevreye yarar” ifadesine dayanarak madencilik, enerji, sanayi, tarım, turizm gibi doğa üzerinde etkiye sahip birçok yatırımın kolaylıkla gerçekleştirilebilmesi mümkün olacaktır.
  • Tasarı’nın 9. Maddesinde yer alan Bilgilendirme ve Katılıma dair kısımda, herhangi bir alanda gerçekleştirilecek koruma ve planlama çalışmaları hakkında yöre halkı yalnızca “bilgilendirilecek”tir. Söz konusu maddenin üst başlığı her ne kadar “bilgilendirme ve katılım” olsa da gerçekte yapılacak olan yukarıdan aşağıya bir bilgi verme sürecinden ibarettir. Gerçek anlamda katılım için yapılması gereken, bilgilendirme, paydaşların görüşlerinin dinlenmesi, işbirliği ve aktif katılımla karar alma ve uygulama sürecinin “birlikte” şekillendirilmesidir.
  • Tasarı’nın 10. Maddesinin 2. bendinde “ Korunan alanda işletme yetkisi, kısmen, talepte bulunmaları halinde il özel idarelerine, belediyelere, bu Kanunun amacına uygun faaliyetler yürüten vakıf ve derneklere ilgili bakanın onayı ile devredilebilir veya geri alınabilir” denmektedir. Valiliklere bağlı İl Özel İdaresi’ne yapılan yetki devirlerinin onarılması imkânsız tahribata yol açtığı en son Bolu-Abant Tabiat Parkı örneğinde yaşanmıştır. Korunan alan yönetimi gibi son derece hassas ve dikkatle ele alınması gereken bir sorumluluğun, konunun uzmanı olmayan ve yeterli teknik bilgi birikimden yoksun kurumlarca yerine getirilmesi ciddi ve geri dönüşü olmayan kayıplara neden olabilir.
  • 2011 yılında TBMM Çevre Komisyonu’nda kabul edilen üçüncü tasarıda yer alan Ulusal Tabiatı Koruma Kurulu, Mahalli Tabiatı Koruma Kurulları ve Tabiatı Koruma Bilim Heyeti tasarıdan çıkarılmıştır. Kamu ağırlıklı yapısı, görev tanımındaki bazı belirsizlikler ve karar alma süreçlerine ilişkin bazı değişiklikler gerektirmesine rağmen, ülkemizin biyolojik çeşitliliğinin daha etkin korunması ve kamu-sivil toplum-akademi dünyasının birlikte karar alabilmesi anlamında faydalı olabilecek bu Kurulların mevcut tasarıdan çıkarılması üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken bir konudur. Zira, geçtiğimiz yıl Çevre Komisyonu’nca kabul edilen tasarıda sivil toplum kuruluşlarının ve akademisyenlerin temsilci sayısının artırılması için büyük mücadele verilmiş ve ilk halinde iki olan STK temsilcisi sayısı dörde çıkarılmıştır. Yetersiz olsa dahi STK’ların kamu kurumlarıyla birlikte bir komisyon/kurul çatısı altında ülkemizin doğa koruma politikalarını ve uygulamalarını tartışabilecek olması önemli bir adımken, mevcut tasarıda bu kurulların tamamen çıkarılmış olması STK’ların bu sürece katılım, izleme ve etkileme olanağını tamamen ortadan kaldırmıştır. Yalnızca Bakanlığın isteği, bilgisi ve kararı ile ülkemizin biyolojik çeşitliliğine dair kararların alınması demokratik bir işleyişe uygun olmadığı gibi taraf olduğumuz sözleşmelerin “katılımcılık” ilkesini de göz ardı etmek anlamına gelmektedir. Paydaşların sürece katılımı, bilgi edinebilmesi, alınan kararları şeffaf bir biçimde sorgulayabilmesi ve etkileyebilmesine olanak sağlayacak bir karar alma mekanizması tarif edilmelidir. Tasarı’nın 10. Maddesinde Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Danışma Kuruluadı altında bir kurula atıfta bulunulmuş ancak amacı, görevi, kapsamı, ne şekilde işleyeceği belirtilmemiştir.
  • Tasarı’nın 20. Maddesinde “Tabii durumuna uygun hale getirilemeyen alanlar buna en yakın yaşama alanına dönüştürülür” ifadesi açık bir biçimde bir alandaki tahribatın meşrulaştırılmasına ve tahribatın giderilmesi için yapılabilecek rehabilitasyon çalışmalarının zaafa uğratılmasına zemin hazırlamaktadır. “En yakın yaşam alanı” ifadesi bilimsel dayanaktan yoksundur ve tam anlamıyla ne kast edildiği açık değildir.
  • Tasarı’nın 28. Maddesinde “bu Kanun kapsamında giren alanlarda 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununa göre kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi ve turizm merkezi olarak ilan edilecek yerler için Bakanlığı uygun görüşü alınır” denilmektedir. Bu madde ile ülke yüzölçümümüzün ancak %4-5’ini kaplayan korunan alanların “turizm teşvik” adı altında yapılaşmaya ve diğer insan kullanımlarına açılması mümkün kılınmıştır.
  • Tasarı’nın 31. Maddesi’nin 6. Bendinde “9/8/1983 tarihli ve 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır” ifadesi yer almaktadır. 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu, ülkemizde doğa koruma konusundaki en önemli yasal düzenlemelerden bir tanesidir. Tasarı’da korunan alan statülerinden biri olarak “milli park” statüsü yer almasına rağmen, bu alanların hangi usul ve esaslara göre yönetileceği, korunacağı belirsizdir. Milli Parklar Kanunu’nun bu Tasarı ile birlikte yürürlükten kaldırılması halihazırda zaten ciddi baskılarla karşı karşıya kalan Milli Park alanlarımızı olumsuz biçimde etkileyecektir. Özellikle son dönemde sayıları hızla artan HES’lere karşı açılan davalarda Milli Parklar Kanunu önemli bir dayanaktır ve bu düzenlemeyle beraber bu dayanak ortadan kaldırılmaktadır. Bakanlığın bu Tasarı yasalaştıktan sonra çıkarmayı planladığı yönetmeliklerin kamuoyu ve ilgili STK’larca önceden bilinmesi ve müdahale edilmesi mümkün olmayacağı için Milli Park alanlarımızı nasıl bir sürecin beklediği endişe uyandırmaktadır.
| Yorum bırakın

Türkiye’nin Doğası Bıçak Sırtında

Türkiye’nin Doğası Bıçak Sırtında

18 Mart 2011

26 Ekim 2010 tarihinde TBMM Çevre Komisyonu’na sevk edilen Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı, 16 Mart 2011 tarihinde yapılan Komisyon toplantısında kabul edildi. Yasa’nın Genel Kurul’a ne zaman gideceği ise henüz belirsiz. Süreci yakından takip eden ve Komisyon çalışmalarına 74 sivil toplum kuruluşunu temsilen katılan Tabiat Kanunu İzleme Girişimi, kabul edilen tasarının ilk haline göre gelişme gösterdiğini ancak hala ülkemizin doğası için ciddi sıkıntılar içerdiğini belirtiyor.

İlk Tasarı’dan bugüne neler değişti/ değişmedi?

1-Amaç ve yasanın ruhu: Adı “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu” olan yasa, kullanıma ağırlık veren yapısını koruyor. “Kullanım”la ilgili yaklaşım Yasanın Amaç maddesinde net bir şekilde hissediliyor. Amaç maddesindeki “koruma-kullanma dengesi” ifadesi öneriler doğrultusunda çıkarılmasına rağmen, günümüzde suistimale açık bir kavram haline getirilen “sürdürülebilir kullanım” ifadesi yerini koruyor.

2-Kurul yapıları ve görevleri: Tasarıda yer alan Ulusal Tabiatı Koruma Kurulu’nda başlangıçta 2 olan sivil toplum kuruluşu sayısı 4’e yükseltildi. Yanısıra, kurulda görev alacak STK’ların seçimine ilişkin belli kriterler getirildi. Kurulda yer alan kamu kurumlarının sayısı azalmasına rağmen yatırımcı kamu kurumları halen kuruldaki yerlerini korudu. Kurul’un “kamu” temsilcisi ağırlığı devam etti. Yanısıra, kurulların toplanma ve karar alma süreçlerindeki “salt çoğunluk” ilkesi değişmedi. Buna göre 18 kişiden oluşan kurul ne yazık ki 6 kişinin oyu ile ülkemizin doğasıyla ilgili kritik kararları alabilecek.

3-Üstün kamu yararı: İlk tasarıda tanımlanmayan ve bütün koruma alanlarındaki yatırımların önünü açmakta dayanak gösterilen “üstün kamu yararı” ilgili maddeleri yeniden düzenlendi. Buna göre; herhangi bir proje veya yatırımın yapılması öngörülen alanda; (alanın koruma statüsünden bağımsız olarak) nesli tehlike altında olan habitat ve/veya türler olduğunda üstün kamu yararı kararının verilmesinde ancak “halk sağlığı” ve “kamu güvenliği” gerekçe oluşturabilecek. Benzer şekilde, nesli yok olma tehdidi altında olan habitat ve/veya türlerin barındığı alanlarda kamu güvenliği ve halk sağlığı dışında izin, intifa ve irtifak hakkı verilmemesi hükmü eklendi. Ancak çelişkili olarak; ekolojik etki değerlendirmesi olumsuz sonuçlar gösterse bile, “ekonomik ve sosyal nedenler dahil değişik nedenler” de üstün kamu yararı gerekçesi sayılabilecek, dolayısıyla yatırımların önünde herhangi bir engel kalmayacaktır.

4-“Doğal Sit” Statüsü ve Yeniden Değerlendirme süreci: Yasayla birlikte, “doğal sit” statüsü ortadan kaldırılırken, hâlihazırda Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yetkisinde olan 1261 adet doğal sit alanı Çevre ve Orman Bakanlığı’nın yetkisine devredildi. Ancak, bu 1261 doğal sit alanının yeniden değerlendirilerek, hangi yeni statüye kavuşturulacağı veya koruma dışı bırakılacağı ile ilgili süreç endişe vericidir. Öyle ki; yasada yer alan “Turizm Bölgesi ve Merkezi” başlıklı maddede, Çevre ve Orman Bakanlığı’na devredilen doğal sit alanlarından, yeniden değerlendirme sonucunda korunan alan vasfı kaldırılanların “turizm alanı” önceliği kazandığı hükmü getirildi. Bu madde, bugüne kadar doğal sit statüsü sayesinde koruyabildiğimiz başta kıyı alanları olmak üzere birçok alanın turizm adı altında yatırımlara ve yapılaşmaya açılacağını niyetini açıkça ortaya koymaktadır.

Bugüne kadar öncelikle Tasarı’nın Meclis’ten geri çekilmesi ve ilgili tüm tarafların katılımıyla yeniden hazırlanması gerektiğini savunan Tabiat Kanunu İzleme Girişimi; Komisyon toplantılarının tamamına katılarak görüş ve önerilerini sözlü ve yazılı olarak defalarca sunmuş ve bu süreçte üzerine düşen tarihi sorumluluğu yerine getirmiştir. Çevre Komisyonu Başkanı, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası ve Girişimimiz, tasarının iyileşmesi için önemli katkılar vermiştir. Ancak; bugün geldiğimiz noktada yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında Tasarı’nın özellikle “korumacı ve katılımcı ruhu” doğal yaşam ortamları açısından bu derece ayrıcalıklı ülkemizde korumayı yönlendirmekten uzaktır. Tabiat Kanunu İzleme Girişimi, Milletvekillerimizi, ülkemizin eşsiz doğal alanlarının ve biyolojik çeşitliliğinin geleceğini belirleyecek olan bu Tasarı’yı dikkatlice değerlendirmeleri ve kaygı yaratan unsurların ortadan kaldırılması için göreve çağırmaktadır. Girişimimizin, bugüne kadar olduğu gibi önümüzdeki günlerde de Meclis çatısı altındaki lobi çalışmalarına devam edeceğini kamuoyuna duyururuz.

 

Tabiat Kanunu İzleme Girişimi

 

Ayrıntılı Bilgi için:

Girişim Sözcüsü Hüsrev ÖZKARA

GSM: 0533 394 47 11

tabiatkanunu@gmail.com

 

| Yorum bırakın

Meclis Çalışmaları

Tabiat Kanunu İzleme Girişimi

Meclis Çalışmaları, 3 Şubat 2010

 

Bilindiği gibi, Tabiat Kanunu İzleme Girişimi olarak TBMM Çevre Komisyonu Başkanı Sayın Haluk Özdalga tarafından Aralık ayında çalışmalarına başlayan komisyon toplantılarına davet edildik. Aralık ve Ocak ayı içerisinde düzenlenen toplantıların tamamına katılım sağlayan Girişim Heyetimiz, aynı zamanda bu süreçte Komisyon Başkanı ve Komisyon üyesi bazı milletvekilleri ile de sık sık bir araya geldi ve Kanun Tasarısı ile ilgili görüşlerini sözlü ve yazılı olarak kendilerine iletti.  Yanı sıra, Girişim olarak hazırladığımız değerlendirme ve öneri metni,  Çevre ve Orman Bakanlığı temsilcileri ve Avrupa Komisyonu yetkililerine de sunuldu. Ayrıca taslağın öncelikle Çevre Alt Komisyonunda görüşülmesi gerektiği konusunda çaba gösterdik, Komisyon Başkanı ve Komisyon üyesi muhalefet milletvekilleriyle görüştük, bunda da başarılı olduk. 27 Ocak günü yapılan Çevre Komisyonu toplantısında taslağın Çevre Alt Komisyonunda görüşülmesi için karar alındı.

 

Alt Komisyon çalışmaları 31 Ocak’ta başladı. Alt komisyona, alt komisyon başkanı da dahil olmak üzere, Adalet ve Kalkınma Partisi’nden 3 milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi’nden de birer milletvekili katılmaktadır. Ayrıca, Çevre ve Orman Bakanlığı temsilcileri, Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcileri, Tarım Bakanlığı temsilcisi, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği temsilcisi , TMMOB Çevre Mühendisleri Odası temsilcisi ve Girişim’imizi temsilen Osman Erdem (Kuş Araştırmaları Derneği) ve Buket Bahar Dıvrak (WWF-Türkiye) toplantılara katılmaktadır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Hatay Milletvekili Mustafa Öztürk’ün başkanlık ettiği alt komisyonda kanun tasarısının geneli ve tek tek maddelerle ilgili Girişim olarak eleştirilerimizi ve önerilerimizi sunduk. Sunduğumuz önerilerden bazıları kabul edildi ve yasanın bazı maddelerinde değişiklik yapılması sağlandı. Dile getirdiğimiz ve ısrarla belirttiğimiz halde kabul edilmeyen ve yasanın önemi açısından yüksek aciliyet ve hassaslık gerektiren önerilerimizi ise komisyon toplantıları dışında hem Komisyon Başkanı Haluk Özdalga ile hem de muhalefet milletvekilleri ile paylaşıp yazılı olarak teslim ettik.

 

Görüşmelerin üçüncü gününde, yasa tasarısının 21. maddesinin 1. bendi görüşülürken önemli tartışmalar oldu.

 

“Madde 21: (1) Koruma altına alınan alanların mutlak koruma bölgelerinde kullanıma izin verilemez, intifa ve irtifak hakkı tesis edilemez. Ancak, bu alanlarda üstün kamu yararı gerektiren durumlarda kullanma izni, intifa ve irtifak hakkı Bakanlık tarafından ilan edilen koruma alanlarında Bakanlıkça, Bakanlar Kurulu tarafından ilan edilen alanlarda Bakanlar Kurulunca verilebilir.”

 

Girişim temsilcilerimiz ve Çevre Mühendisleri Odası temsilcisi, bu maddenin ilk cümlesinin “Tabiatı koruma alanlarında ve diğer koruma alanlarının mutlak koruma bölgelerinde kullanıma izin verilemez, intifa ve irtifak hakkı tesis edilemez” şeklinde değiştirilmesini; ikinci cümlesinin ise mutlak koruma alanları ve tabiatı koruma alanı gibi hassas alanları müdahaleye açık hale getireceğini belirterek, maddenin bu bendine şiddetle karşı çıktılar ve yasadan çıkarılmasını talep ettiler. Mutlak koruma alanlarının insan etkilerinden özellikle korunmaya çalışılan alanlar olması sebebiyle bu maddenin kabul edilemez olduğunu ortaya koydular. Avrupa Birliği Genel Sekreterliği temsilcisi de bu durumun AB yasaları ve uyum çerçevesi açısından da sakıncalar doğurabileceğini ifade etti. Muhalefet partilerinden milletvekilleri de koruma öncelikli yasa tasarısında bu tür ifadelerin olmaması gerektiğini ve bu maddeye karşı olduklarını ifade ettiler. Görüşmelerin tıkanması üzerine alt komisyon başkanı toplantıyı kapatma kararı aldı.

 

Bugünkü durum itibari ile Alt Komisyon çalışmalarının yeniden ne zaman başlayacağı belirsiz. Ancak, toplantılar başladığında Girişim adına temsilcilerimiz yine toplantılara katılacaklar. Bu gelişmeler bize sürecin yasal altyapısının takip edilmesinin gerekliliğini bir kere daha gösterdi. Verdiğimiz bu önemli mücadelenin başarıyla sonuçlanmasını umut ediyor; Girişim olarak yasa hakkındaki görüşlerimizi başta Meclis çatısı olmak üzere ilgili bütün ortamlarda dile getirmeye ve bu süreci, bugüne kadarki tavrımız çerçevesinde, hassasiyetle takip etmeye devam edeceğimizi kamuoyuna ve doğaseverlere bildiriyoruz.

 

Tabiat Kanunu İzleme Girişimi

 

| 1 Yorum

Kanun Tasarısı görüşmelerinde Tabiat Kanunu İzleme Girişimi

Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı 9 Aralık 2010 Perşembe günü TBMM Çevre Komisyonunda yapılan toplantıyla birlikte Meclis gündemine girdi.

TBMM Çevre Komisyonunda 9 Aralık 2010 Perşembe günü yapılan toplantının amacı çevre alanında çalışan sivil toplum örgütlerinin yasaya ilişkin görüş ve önerilerinin alınmasıydı. Toplantıya Girişimimiz dışında TOBB, Çevre Mühendisleri Odası, Ziraat Mühendisleri Odası, Türkiye Çevre Vakfı, Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği, Biyologlar Dayanışma Derneği, Tarım ve Kalkınma Vakfı, Tabiat Kanunu İzleme Girişimi, TEMA,  WWF-Türkiye, Greenpeace, Türkiye Tabiatını Koruma Derneği, Doğa Derneği ve Kuş Araştırmaları Derneği katıldı. Her bir kuruluş 5 dakika boyunca tasarı hakkında sunum yapma hakkı verildi. Tarım ve Kalkınma Vakfı ve TOBB taslağın ellerine geç ulaşması nedeniyle değerlendirme yapma fırsatı bulamadıklarını ifade ettiler.

Girişimimiz adına sözcümüz Hüsrev ÖZKARA toplantıda 10 dakikalık bir sunum yaparak Girişimimizin yasa tasarısı hakkındaki görüşlerini bildirdi. Ayrıca basın duyurularımız, değerlendirme metnimiz ve katılan kurum listesi de dosya olarak sunuldu.

Girişim sözcümüz ve Tabiat Kanunu İzleme Girişimine dahil olan diğer kuruluşların temsilcileri de sözcümüzle koordineli olarak yasanın öncelikle katılımcı bir süreçle hazırlanmaması ve amacı olmak üzere katılımcılık, koruma statüleri, kurulların yapısı ve işlevi, AB ve uluslararası sözleşmelerin gereklerini yerine getirmemesi, Doğal Sit Statüsünün ortadan kalkması, Tasarının etkili bir korumayı öngörmemesi ve tam tersine yatırımların önünü açması gibi noktaları dile getirdiler ve Tasarının bu haliyle yasalaşmaması gerektiğini vurguladılar.

Muhalefet milletvekilleri, özellikle Tasarının hazırlanış sürecinin katılımcılıktan uzak olmasını eleştirdi ve “Kendin pişir, kendin ye” yasası olarak nitelendirdikleri Tasarıya destek vermeyeceklerini açıkladı.

Komisyona üye olan muhalefet vekilleri yasanın çok önemli olduğunu ancak bu haliyle yasalaşmasına destek vermeyeceklerini belirterek;  bu kadar önemli bir yasayı , sivil toplum örgütlerine 5’er dakika gibi kısıtlı bir zaman vererek tartışmak yerine daha katılımcı bir yaklaşımla Komisyonun STK’lar, akademisyenler ve konunun uzmanlarıyla birlikte  çalışması gerektiğini ifade ettiler.

Yasayı hazırlayan Çevre ve Orman Bakanlığı’nın da dinleyici olarak katıldığı toplantıda iktidar mensubu Komisyon üyesi milletvekilleri herhangi bir yorum yapmazken, Komisyon Başkanı Haluk ÖZDALGA Ocak ayı içerisinde konunun muhatabı olan kamu kurumlarıyla bir toplantı yapılacağını ve sonra bir dizi başka toplantının devam edecegini söyledi.

Tabiat Kanunu İzleme Girişimi olarak Komisyon çalısmalarını bundan sonraki süreçte de yakından takip edecek ve Tasarının bu haliyle yasalaşmaması için çalışmalarımıza devam edeceğiz. Ayrıca, Komisyon Başkanına Ocak ayında kamu kurumlarıyla yapılacak olan toplantıya Girişim olarak katılma ve izleme talebimizi ileteceğimizi ve Bakanlıklar tarafından STKların dile getirdiği konuların nasıl yorumlandığını ve hangi adımları atacaklarını not edeceğimizi kamuoyuna bildiririz.

| 2 Yorum

İzleme Girişimi takip çalışmaları

Tabiat Kanunu İzleme Girişimi olarak yasa taslağının TBMM sürecini büyük bir hassasiyetle takip ediyoruz.
Şu ana kadar Girişim olarak sırasıyla Çevre Komisyonu üyesi MHP milletvekili Mustafa Kemal CENGİZ, Çevre Komisyonu üyesi CHP milletvekili Akif Hamza ÇEBİ ve Çevre Komisyonu başkanı AKP Milletvekili Haluk ÖZDALGA ile görüşmeler yapılmış, yasanın içeriği ve çıkması halinde doğuracağı sıkıntılar konusunda milletvekilleri bilgilendirilmiştir. Ayrıca Girişimimizin yasa hakkındaki görüşleri de dosya halinde kendilerine iletilmiştir.

Görüşmelere Girişimimiz adına sözcümüz Hüsrev ÖZKARA, Osman ERDEM, Suade ARANÇLI ve doğa koruma camiasının duayenlerinden Tansu GÜRPINAR katılmıştır. Kendilerine sarf ettikleri çabalar için teşekkür ediyoruz.

| Yorum bırakın

Ankara ve İstanbul toplantıları

Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanununun değerlendirilmesi için sivil toplum kuruluşları Ankara’da ve İstanbul’da toplantılar düzenlemektedirler. Katılmak isteyenler için toplantı tarih ve yerleri aşağıdaki gibidir.

Ankara toplantısı:

02 Kasım 2010 Saat: 13.00

Peyzaj Mimarları Odası Genel Sekreterliği

Konur 2 Sok. 34/8 Kızılay

İstanbul Toplantısı

3 Kasım 2010 Saat: 18.30

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi

Kemankeş Cad.No:31 Karaköy Beyoğlu-İSTANBUL

Tel: 0212-251 49 00

| Yorum bırakın

Tabiat Kanunu İzleme Girişimi

2 Ekim 2010 tarihinde toplanan Tabiat Kanunu İzleme Girişimi, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’nın bütünüyle doğa koruma hedefi güden bir kanun haline getirilebilmesi için gerekli faaliyetlerin tanımlandığı bir eylem planı  oluşturdu.

Kurum temsilcilerinin kurumlarının onayına sundukları eylem planı bütün kuruluşların onayını aldıktan sonra yürürlüğe konuldu.

Girişim adına koordinasyonu sağlayacak sekreterya yeniden seçildi.

28 Ekim 2010 tarihinde yasa tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmasının ardından Girişim olarak çalışmalarımızı hızlandırdık ve eylem planımızda öngörülen tarihleri güncelledik.

Girişim adına iletişim sözcüsü olarak Milli Parklar eski Genel Müdürü Hüsrev Özkara seçildi.

Konuyla ilgili basın açıklamasını sayfamızda bulabilirsiniz. Girişime dahil olan bütün kuruluşların imzaladığı basın açıklaması ilgili adreslere gönderildi. Yapılacak toplantılar ve diğer etkinlikler bu sayfadan duyurulacaktır.

| 1 Yorum